1/7/2009

21:33 Temmuz Ayı

Ortalama 5 ay süren sessizliğin ardından tekrar aranızdayım..
Birçok Arkadaş Blogu Kapatmış ama hala güncel dostlarda var görüyorum..
Sürekli değişen gelişen bir toplumun ferdi olarak geçen zaman süresince bende kendimi geliştirdim...Yepyeni bakış açıları ve etkili satırlarla tekrar aranızdayım
Burada olan dostları beklerim..
Sevgilerimle

27/12/2008

2009














14/11/2008

...


Yoklugunda var olmayı denedim durdum.
Ünlem dedin korktum
Virgül dedin konuştum
Nokta dedin sustum
Ayraç dedin ve kayboldun
İsmimi isminden ayıran işareti sen buldun

Tuba Özdemir
(Denemeden Alıntı)

13/10/2008

Gidiyorum


Sonbaharı yaşamadan kış doldu ceplerime. Hergün kar yağıyor da o karda yürüyemiyordum artık. Üşüdükçe içime kapanıyorum, kapandıkça yazıyorum yazıyorum yazıyorum sonra sinirlenip yazdıklarımla sigaramı yakıyorum. Gözlerden uzak olmalıyım ben, sözcükler bana ulaşmamalı, duymamalıyım o garip şiirleri. Bir saatlik derin bir uyku için herşeyi vermeliyim; hem telefonlarımı da kapattım, tüm terkedilmişliklerimi de yanıma aldım gidiyorum şimdi... Ufacık bir çocuk gördüm yolda giderken, ufacık bir öpücük kondurdum yanağına, üşüdüm... İhtimal ki arkamdan kimse bakmıyordu... Evet evet gitmeliyim artık, avutmalıyım kendimi...

11/10/2008

Hazan ve Hüzün



Veda eder ağaçlar yapraklarına bu mevsim. Sevdalar inadına daha koyulur.
Ve doğanın hırkası sarıdır artık. Renklerin armonisi yaşanır ardı sıra.
Yeşil kırmızıya, kırmızı sarıya bırakır yerini gün be gün.

Hazin bir yitişin ilk çağrısı mıdır sonbahar yoksa, yeniden oluşum kozası mı?
Ölü toprağı serpilmiş şehirlerin yalnızlığında uyanılır gecelerin sabahına.
Kelebek bakışlarında hayal edilir okyanuslar... Bir bir yüzüne kapanmıştır
kapılar kalabalığın. Kordon Boyundaki bank dost arar dertleşecek.
Deniz üstü sohbetler özlenir olmuştur. Çilingir sofrasının
kahkahaları yankılanır balıkçı iskelesinde. Ağaçlar yavaşça bırakır
yaprağını yere, asi çiçekler bekleşir toprağın eşiğinde. Sayfa
arasındaki gül yaprağıncadır hülyalar. Maviye, yeşile mersiyeler yazılır
çatlamış dudaklarca. Ellerinde topaçları yaz çocukları, kaçışır her biri bir köşeye.
Camdaki buğuya çizilince sıkıntıların resmi, son sıcağı da çekilince bedenden
yazın, eylül kuşlarına yüklendiyse menevişler artık hazana akmaktadır zaman.
Güneş, Kaf Dağının ardındadır umarsız.

Ve bir seyyahın zulasında bir dahaki dönüşe götürülür umutlar.
Beklemekse eğer yazgımız, hazanın sonunda elbet bahar olacak.


Arif ÂGÂH

9/9/2008

Yaşadıklarımdan neler öğrendim

YAŞ 5 Anne ve babamın birbirlerine bağırmalarının beni ne kadar korkuttuğunu öğrendim.

YAŞ 7 Meşrubat içerken gülersem içtiğimin burnumdan geleceğini öğrendim.

YAŞ 12 Bir şeyin değerini anlamanın en iyi yolunun bir süre ondan yoksun kalmak olduğunu öğrendim.

YAŞ 13 Annemle babamın elele tutuşmalarının ve öpüşmelerinin beni daima mutlu ettiğini öğrendim.

YAŞ 15 Bazen hayvanların kalbimi insanlardan daha fazla ısıttığını öğrendim.

YAŞ 18 İlk gençlik yıllarımın keder, şaşkınlık, ıstırap ve aşktan ibaret olduğunu öğrendim.

YAŞ 24 Aşkın kalbimi kırabileceğini ama buna değer olduğunu öğrendim.

YAŞ 33 Bir arkadaşı kaybetmenin en kestirme yolunun ona ödünç para vermek olduğunu öğrendim.

YAŞ 36 Önemli olanın başkalarının benim için ne düşündükleri değil, benim kendi hakkımda ne düşündüğüm olduğunu öğrendim.

YAŞ 38 Eşimin beni hala sevdiğini, tabakta iki elma kaldığında küçüğünü almasından anlayabileceğimi öğrendim.

YAŞ 41 Bir insanın kendine olan güveninin, başarısını büyük oranda belirlediğini öğrendim.

YAŞ 44 Annemin beni görmekten her seferinde sonsuz mutluluk duyduğunu öğrendim.

YAŞ 46 Yalnızca minik bir kart göndererek bile birinin gönlünü aydınlatabileceğimi öğrendim.

YAŞ 49 Herhangi bir işi yaptığımdan daha iyi yapmaya çalıştığımda, o işin yaratıcılığa dönüştüğünü öğrendim.

YAŞ 50 Sevgi, evde üretilmemişse, başka yerde öğrenmenin çok güç olabilecegini öğrendim.

YAŞ 53 İnsanların bana, izin verdiğim biçimde davrandıklarını öğrendim.

YAŞ 55 Küçük kararları aklımla, büyük kararları ise kalbimle almam gerektiğini öğrendim.

YAŞ 64 Mutluluğun parfüm gibi olduğunu, kendime bulaştırmadan başkalarına veremeyeceğimi öğrendim.

YAŞ 70 İyi kalpli ve sevecen olmanın, mükemmel olmaktan daha iyi olduğunu öğrendim.

YAŞ 82 Sancılar içinde kıvransam bile başkalarına başağrısı olmamam gerektiğini öğrendim.

YAŞ 90 Kiminle evleneceğin kararının hayatta verilen en önemli karar olduğunu öğrendim.

YAŞ 95Öğrenmem gereken daha pek çok şeyler olduğunu öğrendim.


ÖZDEMİR ASAF

23/8/2008

Öylesine Bir Mektup

Öyle içimdesin ki. Yanağımda dolaşan rüzgardan daha gerçek dokunuşların. Küçük, ürkek, kesik dokunuşlarınla, belki de her zamankinden daha yanımdasın. Yani öylesine, o kadar bensin ki. Ah nasıl anlatsam. Boşuna bu çabalarım, doğru kelimeleri aramalarım. Ne kitaplar yazıyor, ne de sözlüklerde karşılığı var. Yalnızca hissediyor insan, yaşıyor. Kelimeler eksik, kelimeler yaralı. Kelimeler cılız.

 Taşımıyor, anlatmıyor, tanımlamıyor bu duyguyu. Ben de. Çok başka bir şey. Sevginin ortasında, derin acılar hisseder mi insan? Aydınlık gülümsemelerin içine, hüznü yerleştirir mi durup dururken? Gözlerine buğu,diline sitem, yüreğine burukluk, çöreklenir kalır mı asırlarca?

 Gelmeyeceğini bildiği mektup için, posta kutusunu hep aynı heyecanla açar mı? Dedim ya, başka bir şey bu. Ne kadar yalnızsam, o kadar seninleyim şu günlerde. Belki de en başta, tutup seni en derinlere koydum diye oldu bunlar. Kimseler ulaşmasın diye, kimselerin bilmediği, bulamayacağı yollara götürdüm seni. En derinlerde tuttum. Bana sakladım. Derine, hep daha derine.

 Seni yapayalnız, bir tek bana bıraktım. Paylaşamadım yanlış yaptım. Sana ulaşan yolları kaybettim diye bütün bu şaşkınlıklar. Kendimi oradan oraya vurmam. Sağımda, solumda, ne zaman dikildiğini bilmediğim duvarlara çarpmam, hiç görmediğim çukurlarla boğuşmam. Denizlerin, gürültüyle gelip vurduğu dehlizlerin, acılı duvarları gibiyim.

 Duvarlarım yosunlu, duvarlarım kaygan, duvarlarımdan hiç tükenmeyen sular sızıyor. Tutunamıyorum. Renklerim, gün içinde değişiyor. Soluyorum, soğuyorum. Güneş ulaşmıyor içerilerime. Küfleniyorum, yaşlanıyorum. Yalnızlıklar peşimde. Dokunduğum her ıslak duvardan, pis kokulu bir yalnızlık bulaşıyor üstüme. Yapış yapış, vıcık vıcık bir yalnızlık bu. Biliyorum, bütün bunlar, hep benim suçum.

 Seni sakladığım yere ulaşamaz oldum. Yollar, gitgide uzadı ve karıştı. Ümidimi ısıtacak, parlatacak, kımıldatacak bir şeylere ihtiyacım var. Ah onun ne olduğunu biliyorum. Sonu sana geliyor her cümlenin. Her şeyin başı içinde ve sonundasın. Bu değişmiyor. Öyle içimdesin ki. Birden aklıma geldi, tuttum sana bir mektup yazdım dün.

 Çok mutluydum. Gün içinde neler yaptığımı, nelere kızıp, nelerle mutlu olduğumu, tek tek anlattım. Mevsimlerin ve insanların nasıl karışık ve beklenmedik olduklarını yazdım.

 "Yine zamansız yağmurlar" dedim, "Daha önce, hiç bu kadar zayıf değildi güneş ışınları" dedim, "Gerçekten buradaki şarkıları hiç öğrenmeyecek, bilmeyecek, söylemeyecek misin?" dedim. Çok uzun bir mektup oldu. Başından sonuna kadar okudum da.

 Neler yazmışım diye merakımdan.

 Sonra çekmecemden bir zarf çıkarıp, adını yazdım. Büyük harflerle, yalnızca adını. Adresini bilsem gönderir miydim, bilmiyorum. Mektup cebimde. Cebim yüreğime yakın. Yüreğim sende. Sen yüreğime yakın. Öyleyse mektup sende.

 Can DÜNDAR



(Yazılar Kategorisini Açtım...Ama Ağırlık Şiirde Olacak)

23/8/2008

Aşk Nedir

''Aşk ancak yatakta tedavi edilebilen bir hastalıktır'' demiş öğrenci...
''Kimsenin tedavi olmak istemediği birşey nasıl hastalık olur?'' demiş doktor.
''Aşk olsa olsa sanattır...'' demiş ressam...
''Bu nasıl sanatki izleyicisi yok... Sadece iki kişilik'' demiş aktör,
''Aşk olsa olsa bilimdir ...'' ''Böyle bilim mi olur?'' demiş professör.
''En başarısız öğrencim bile başarıyor da ben sınıfta kalmışım!''
''Aşk uğrunda mücadele ister'' demiş işçi.
''Aşk emek vermektir...''
''Nasıl emekse bu ... Bizim patron bile onun tarafını tutuyo!'' demiş mühendis.
''Aşk olsa olsa karşılıksız vermektir...?''
''Bence biri, bir başkasına bir şey veriyorsa rüşvet te olabilir'' demiş savcı...
''Bir dakika!'' diye atılmış avukat, ''İki tarafta razı ise bu bir sözleşme sayılır...''
Tartışma böyle uzayıp gitmiş...

8/5/2008

Yorumsuz...

İçimdeki şeytanın ensesindeyim, önce sessiz bir şekilde geliyorum günahlarımdan arınmaya çalışarak ve bir çocuk masumiyetinde ilerliyorum, söylediğim yalanlar ve yaptığım kötülükler geliyor aklıma, toparlamaya çalışıyorum yorgun düşmemem lazım, yaptığım şeylerin alt toplamını alıyorum ömrüm gibi karmaşık sayı çıkıyor, zaten düzgün bir şey de beklemiyordum, gözlerim kararıyor ve sonra tam karşılaşacakken kan ter içinde uyanıyorum, banyoya gidip kafamı kaldırıyorum, her şeye rağmen yaşamanın güzelliği geliyor aklıma, içimdeki kötülüklerden kurtularak hayata iyiliklerle devam edeceğimi sesli olarak iki kez tekrarlıyor, sonra susuyorum, tekrar yatmaya gidiyorum başım öne eğik...